Psikolojik Değişim Neden Zaman Alır?

Psikolojik değişim çoğu zaman dışarıdan beklenenden daha yavaş ilerler. Günlük yaşamda sorunların çözümü genellikle bilgi edinmek, karar vermek ya da davranışı değiştirmekle ilişkilendirilir. Bu nedenle terapiye başlayan birçok kişi, yaşadığı zorluğun nedenini anladığında değişimin de hızla gerçekleşeceğini varsayabilir.

Oysa psikolojik süreçler yalnızca bilinçli farkındalık düzeyinde işlemez.

Kişi tekrar eden ilişki deneyimlerinin farkına varabilir, hangi durumlarda zorlandığını açıkça tanımlayabilir ya da geçmiş yaşantılarıyla bugünkü duyguları arasındaki bağlantıyı anlayabilir. Buna rağmen aynı duygusal tepkilerin sürmesi sıklıkla şaşkınlık yaratır. “Bunun neden olduğunu biliyorum ama yine de değişmiyor” ifadesi terapötik süreçte sıkça duyulan bir cümledir.

Bu durum çoğu zaman direncin ya da isteksizliğin göstergesi değildir; psikolojik yapının oluşma biçimiyle ilişkilidir.

İnsan zihni yalnızca düşünceler aracılığıyla değil, deneyimler aracılığıyla şekillenir. Erken ilişkisel yaşantılar, tekrar eden duygusal karşılaşmalar ve uzun süre devam eden uyum biçimleri zaman içinde kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkiyi organize eder. Bu örgütlenme yalnızca bilişsel bir bilgi değil, bedensel ve duygusal düzeyde yerleşmiş bir deneyimdir.

Bu nedenle değişim, yeni bir bilgi edinmekten çok, yerleşmiş bir deneyimin dönüşmesini gerektirir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında kişi çoğu zaman yalnızca sorun yaratan davranışları değil, aynı zamanda bu davranışların sağladığı psikolojik dengeyi de taşır. Tanıdık olan, her zaman rahatlatıcı olmasa bile öngörülebilirdir. Değişim ise belirsizlik içerir. Yeni bir tepki biçimi geliştirmek, eski dengeyi geçici olarak kaybetmek anlamına gelebilir.

Bu noktada zihinsel sistem çoğu zaman acele etmez.

Terapi sürecinde değişimin zamana yayılmasının bir nedeni de içgörünün tek başına yeterli olmamasıdır. Bir durumu anlamak ile onu farklı biçimde yaşayabilmek aynı süreç değildir. Kişi terk edilme korkusunun kökenini kavrayabilir; ancak bu bilgi, yakın bir ilişkide ortaya çıkan kaygının anında ortadan kalkmasını sağlamaz. Çünkü duygusal öğrenme, düşünsel öğrenmeden daha yavaş ilerler.

Psikolojik değişim çoğu zaman tekrar yoluyla gerçekleşir. Benzer duyguların güvenli bir ilişkisel ortam içinde yeniden deneyimlenmesi, eski anlamların yavaş yavaş çözülmesine olanak tanır. Terapötik ilişki bu nedenle yalnızca konuşulan içerikten değil, deneyimlenen ilişkiden de oluşur. Kişi zamanla farklı bir biçimde anlaşılabildiğini, tolere edilebildiğini ya da reddedilmeden var olabildiğini deneyimler.

Bu deneyim, yeni bir psikolojik organizasyonun temelini oluşturur.

Değişimin yavaş ilerlemesi bazen hayal kırıklığı yaratabilir. Ancak hız her zaman dönüşümün göstergesi değildir. Hızlı değişimler çoğu zaman yüzeyde kalabilir; oysa kalıcı dönüşüm, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin yeniden yapılandığı süreçlerde ortaya çıkar.

Psikolojik yapılar yıllar içinde oluşur. Bu yapıların dönüşümü de benzer biçimde zamansal bir süreç gerektirir. Terapi bu süreci hızlandırmaktan çok, güvenli ve sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlar.

Bu nedenle psikolojik değişim çoğu zaman ani bir kırılmadan ziyade, fark edilmesi güç küçük kaymalar şeklinde gerçekleşir. Kişi bir noktada aynı durumda eskisi kadar yoğun tepki vermediğini, daha önce kaçındığı bir deneyime yaklaşabildiğini ya da kendisine yönelik tutumunun değişmeye başladığını fark edebilir.

Değişim çoğu zaman tam da bu şekilde görünür hale gelir: dramatik bir dönüşüm olarak değil, daha önce mümkün görünmeyen bir esnekliğin ortaya çıkmasıyla.

Psikolojik değişimin zaman alması, sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine, zihnin yerleşmiş örgütlenmesinin yeniden çalışılmakta olduğunun göstergesi olabilir. Çünkü kalıcı değişim, yalnızca ne düşündüğümüzün değil, nasıl hissettiğimizin ve ilişkiler içinde nasıl var olduğumuzun dönüşmesini içerir.

Klinik Psikolog Alara Şevval Keskin

Previous
Previous

8 Mart: Kadınların Yıllardır Anlatmaya Çalıştığı Şey

Next
Next

İlişkide Sürekli Test Eden Taraf Mısın?